TARIM SÖKTÖRÜ GÖZDEN ÇIKARILDI

ZMO Başkanı
Gökhan GÜNAYDIN

 

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Günaydın, www.ciftligim.com için yaptığı açıklamada, tarım sektöründe yaşanan temel sorunlara ışık tuttu. Uygulanan politikaların tarım sektörüne yansımalarını değerlendiren Günaydın, “AKP hükümeti tarım sektöründen vazgeçti, üreticiyi iflasa sürükledi.”dedi.

 

Türkiye her yıl 10 milyar dolar düzeyinde bir tarım bütçesi ayırmak zorundadır. Bu bütçeyi etkin bir kamusal tarım anlayışı ile uygulamaya sokmalıdır. Tarımsal yatırımlar mutlaka tamamlanmalı.

Sizce Türkiye’de şu anda tarımda yaşanan en temel sorunlar neler? 

Bu sorunu anlamak için öncelikle kırdan kente göç rakamlarına bakmak gerek. Türkiye 20 yılda kaybettiği kır nüfusunu, son bir yılda kaybetti. Bu tarım sektöründe işlerin iyi gitmediğini gösteriyor. Bunu arttıran faktörlerin başında yoksulluk geliyor. Bunun nedenleri olarak tarımsal çıktı fiyatlarının -buğdayın, pancarın, narenciye fiyatlarının- her yıl düşmesi buna karşılık tarımsal girdilerin -mazotun, gübrenin, tohumun- pahalanmasını gösterebiliriz. AKP Hükümeti, çiftçiyi yoksullaştırıcı politikalar uygulayarak varolan tabloyu daha da kötü hale getiriyor. Neoliberal bir anlayışla uygulanan politikalar, köylüyü kente göç etmeye zorluyor. IMF ve Dünya Bankası politikaları bu ülkede 1999 yılından bu yana kesintisiz ve itirazsız olarak uygulanıyor. Türkiye’nin maliyetleri düşürücü, verimliliği arttırıcı bir tarım sektörü kurgulaması gerekiyor. Bunun için de süratle tarımsal yatırımların tamamlanması gerekiyor. Bizim sulanmayan alanlara su götürmemiz, damla sulama yapmamız şart. Teknolojinin ve bilginin tarım sektörüne aktarılması gerekiyor.  

Neden kamuda ziraat mühendisi istihdamında sorun yaşanıyor? 

Aslında bu sorunu genel sorunlardan ayırmak mümkün değil. Eğer bütçenizin önemli bölümünü yatırıma özgülemek yerine iç ve dış borç faizine özgülerseniz bu sonuç kaçınılmaz olur. Yatırımın olmadığı yerde mühendis ve mimara ihtiyaç kalmaz. Temel sorunlardan bir tanesi bu. İkincisi, Türkiye’ye özgü olmayan politikaların, Türkiye gerçekleri ile bağdaşmayan politikaların bu ülkeye empoze edilmesi. Kamunun bir ülkede büyük olup olmadığını Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH) içerisinde kamu harcamalarının payına ve toplam yurttaş sayısı içerisinde kamu görevlisi sayısına bakarak anlayabiliriz. Bu değerlendirmeden yola çıkarsak araştırmalar, OECD ülkeleri içerisinde kamunun ekonomi içerisindeki yerinin en düşük olduğu ülkenin Türkiye olduğunu gösteriyor. Bu da Türkiye gibi 78 milyon hektar yüzölçümüne sahip nüfusunun yüzde 29,5’i tarım sektöründe istihdam edilen bir ülkede eğer siz alanı verimli hale getirmek istiyorsanız güçlü bir kamu yönetimi ayağına ihtiyacınız var. Ancak 24 Ocak 1980 kararlarından bu yana ortaya konulan ve kamuyu devreden çıkarıp tarımı tümüyle piyasa koşullarına teslim eden politikalar kamuda mühendis alımını da son derece sınırlamıştır. Bu yıl AKP Hükümeti, 2 bin 500 ziraat mühendisinin kamuda kadroya alınacağını açıkladı. Ancak Aralık’ın son günleri olmasına rağmen KPSS’den hangi düzeyde mühendis alınacağına dair bir netlik yok. Aldığımız duyumlara göre KPSS puanı önemsenmeyerek seçilecek adaylar, mülakata alınacak. Bu da açık bir kadrolaşmadır. Böylesine bir anlayışı şiddetle protesto ediyoruz. 

Üreticiye verilen tarımsal destek sizce yeterli mi? Destek onları üretime özendirmeye yetecek düzeyde mi?

Türkiye’de 1999 yılı sonundan itibaren uygulanan Dünya Bankası ve IMF odaklı politikalar, tarımsal desteklerin üretimle bağlantısının kesilmesine neden oldu. Üretime, ürüne ve verimliliğe göre tarımsal destek sağlanması gerekiyor. Bu Avrupa Birliği ülkelerinde böyle ancak Türkiye’de tarımsal destek, ne yazık ki ne üretildiğine bakılmaksızın alana göre teşvik veriliyor. Toprağı ekene değil, mülk sahibine para aktarılıyor. Bu hem feodal sistemin hem de kapitalist sistemin gelişmesine olanak tanıyor. Gerçek üretici mağdur edildi. Türkiye’de bu alanda ciddi sorunlar yaşanıyor. Bu konuda da acil bir yeniliğe ihtiyaç var. Üretici ile dost, üreticiyi teşvik edici bir uygulama getirilmesi şart. 

Tarımsal Araştırma Enstitülerinin kapatılması ve TİGEM işletmelerinin kiraya verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

TİGEM’lerin 15’e yakının arazisinin işletmesi 30 yıllığına özel sektöre verildi. 30 yıl sonra bunlar kimseden geri alınamayacak. Aslında bu işletmeler, kiralanmadı piyasaya devredildi. TİGEM’lerin kuruluş amacı neydi? Bölge bazında araştırmalar yapılacak, bitkisel ve hayvansal üretimler kısa zamanda, uygun fiyata üreticiye ulaştırılacaktı. Bu da tarım alanında kalkınmaya yardımcı olacaktı. TİGEM işletmelerinin sermayeye devri ile birlikte bilimsel araştırmadan da vazgeçilmiş oldu. Bilimsel çalışmadan vazgeçmekle dışa bağımlı olursunuz. Halka ait bir mülkiyet sermayeye devredilmiş oldu. Dünyanın diğer ülkelerinde yapılan araştırmaları baz alacaklarını açıklıyorlar. Meksika’da yapılan bir araştırmanın Türkiye gerçeği ile bağdaşması mümkün değil. 

Hükümet ile ilişkileriniz nasıl? Meslek örgütü olarak fikirlerinize başvuruluyor mu? 

Bize fikrimizi her zaman soruyorlar, toplantılara davet ediyorlar. Buraya kadar sorun yok asıl sorun bundan sonra başlıyor. Toplantılara davet etmekle ve söz vermekle sorun çözülmüyor. Bizim fikrimizi alıyorlar ama uygulamada görüşlerimiz dikkate alınmıyor. Yasal değişikliklerin önemli kısmı zaten Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın içerisinde hazırlanmıyor. Cargill için özel af çıkardılar. Bunu da yasaya uydurdular. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Komisyonu’na gittik. Komisyon’da, Cargill’in haklarını savunan kişiye söz verildi ancak meslek örgütü temsilcilerine söz hakkı verilmedi. Bizim ne söyleyeceğimizi biliyorlar. Bunu duymak istemiyorlar. 52 yıllık oda tarihinde hiçbir zaman söyleyeceklerimizden ödün vermedik. Demokratik kitle örgütü vasfımızdan vazgeçmeyiz. Ne Tarım ve Köy İşleri Bakanı ne de herhangi bir bürokratı ZMO’nun düzenlediği hiçbir toplantıya katılmıyor. Adana’da Ulusal Tarım Kurultayı toplandı. 600’e aşkın bilimadamı oradaydı ama Bakanlığı temsilen hiç kimse toplantıya gelmedi. Ne söyleyeceğimizi biliyorlar. Buna verecek cevapları yok. Bu nedenle sektörden tamamıyla kopmuş durumdalar. Tarım Bakanı’na önerim şu, bugünlerde gidip zeytinyağı, pamuk ve narenciye üreticileri ile konuşsunlar. Üretici ne gibi sorunlar yaşıyor bir baksınlar. Zincirleme bir çöküş süreci yaşanıyor. Çünkü Hükümet ve Bakanlık tarımı gözden çıkardı.  

AB sürecinde köy nüfusunun azaltılması öngörülüyor. Bu düşüş, ileride ne gibi sorunlara yol açar? 

Hükümet, dokuzuncu beş yıllık Kalkınma Planı’nda köylü nüfusu yüzde 15’e indireceğini açıkladı. Bunu ilk açıklayan, böyle bir yaklaşımı belgeleyen ilk hükümet AKP’dir. Bunun için işe küçük üreticiden başladılar. Kırdan kente göçü destekleyen projeler ürettiler. 18 yılda 1 milyon insan üretici olmaktan vazgeçti. 1 yılda ise 1300 insanı  kaybettik. Bu müthiş bir tasfiyenin sonucudur. Üretici nüfusu her geçen gün azalıyor. Tarım ve Köy İşleri Bakanı da bu gidişi olumlu olarak değerlendiriyor. Kimin için politika üretildiği çok açık. Türkiye’de üretici lehine olumlu hiçbir adım atılmazken, çokuluslu şirketler ihya ediliyor. Türkiye’de ciddi bir örgütlenmeye ihtiyaç var. 

ZMO olarak tarım sektöründe yaşanan sorunların çözümüne ilişkin önerileriniz neler? 

Türkiye her yıl 10 milyar dolar düzeyinde bir tarım bütçesi ayırmak zorundadır. Bu bütçeyi etkin bir kamusal tarım anlayışı ile uygulamaya sokmalıdır. Tarımsal yatırımlar mutlaka tamamlanmalı. 4 milyon hektar tarım alanı sulamayı bekliyor. Biz ise ancak 35-40 bin hektar alana ulaşabiliyoruz. Damla sulama yatırımlarının tamamlanması gerekiyor. Yılda 400 bin hektar alanı sulamamız gerekiyor. Böyle giderse bizim sulanacak bölgeleri tamamlamamız için yüzyıla ihtiyacımız olacak. Tarımsal KİT’lerin özelleştirilmesinden vazgeçilmesi gerekiyor. Girdilerin desteklenmesi, başta süt olmak üzere küçük üreticinin desteklenmesi gerekiyor.

 

www.demirtepe.net